Kingdom Death: Monster

Merhabalar, Çağdaş hocamın ricası üzerine ve Aksel’in beni almaya ikna ettiği #1 oyunum olan Kingdom Death: Monster (KDM) hakkında spoiler vermeden kısa bir inceleme yazısı yazmaya çalıştım. İyi okumalar.

 

Hikaye

 

Oyun prologue hikayesiyle başlıyor ve bize burada oyunun temel mekaniklerini oynatarak öğretiyor.

 

Kısaca hikayesine değinecek olursam, oyma taş yüzlerle dolu bir yerde adamımız (Allister) elinde feneriyle uyanıyor. Etrafında kendisi gibi başka insanların da (Zachary, Lucy ve Erza) olduğunu görüyor. Etraf karanlık ve havayı aydınlatan tek şey bu dört survivorımızın ellerinde tuttuğu fenerler. Üzerlerinde fener ve mahrem yerlerini örten giysileri dışında başka hiçbir şeyleri yok. Buraya nasıl geldiklerini, nereden geldiklerini, kim olduklarını bilmiyorlar. Birbirlerini tanımadıkları gibi birbirleriyle konuşarak da iletişime geçemiyorlar çünkü henüz konuşmasını bilmiyorlar (Dil henüz icat edilmedi). Derken, karanlığın içinden gelen bir canavar (White lion) bunlara saldırıyor. Survivorlarımız ne yapacağını bilemiyorlar ve korkuyla yere savruluyorlar. Survivorlarımız ölmek istemiyor ve yaşama içgüdüsüyle ellerine gelen oyma taş yüzleri sıkıca kavrıyor ve ondan bir parça koparıyorlar. Böylelikle bu dört survivorımız yaşama içgüdüsüyle birbirlerine sırtını veriyor, ellerinde stone face’ler ve lantern’ler ile beyaz arslana karşı savaşıyorlar. Oyun bu şekilde başlıyor ve temel mekanikleri öğretiyor.

 

Kingdom-Death-Monster-2

 

 

Nasıl Oynanır?

 

Oyun, Showdown, Settlement ve Hunt olmak üzere üç kısımdan oluşuyor. Aslanla karşılaştığımız kısım Showdown kısmıydı. Burada biz arslanı ya da arslan bizi öldürene kadar devam ediyoruz. Aslanı öldürüp ödüllerimizi (arslanın derisi, kemikleri, dişleri, kalbi, testisleri, işimize yarayacak her şey yani) aldıktan sonra settlement kısmına geçiyoruz. Survivorlarımız arslanla olan savaşlarından sonra kendilerine yaşayabilecekleri güvenli bir yer arıyor ve başka insanların da olduğu ve bir sürü fenerin üst üste yığılmasıyla oluşmuş kocaman bir fener yığının olduğu yere yerleşimlerini (settlement) kuruyorlar. Neden burası? Çünkü monsterlar karanlıkta yaşıyor ve ışıktan korkuyorlar. (Burası bizim içinde yaşadığımız dünya gibi değil, olaylar hangi zamanda, nerede geçiyor bilmiyoruz ve bu dünya hep karanlık, sürekli gece. Geceyi aydınlatan tek şey ise fenerler. Bu arada campaignimizin adı da “People of the Lantern”.

 

Kingdom-Death-Monster-3

 

Survivorlarımız buraya yerleştikten sonra arslandan koparabildikleriyle kendilerine yeni silahlar, kılıçlar, hançerler, armorlar vs. falan yapıyor, yeni teknolojiler üretiyorlar ve kendilerini ve yerleşim yerlerini güçlendiriyorlar. Daha sonra yerleşim yerimizden bir survivorımız dili buluyor, yani konuşmayı icat ediyor. Böylelikle artık herkes birbiriyle konuşarak iletişim kurabiliyorlar. Peki dil neden önemli? Dil icat edildikten sonra survivorlarımız yeni bir yeteneği unlock edilmiş oluyor o da “encourage”. Peki encourage yeteneği neden önemli? (Şimdi anlatacağım bu kısmı hayalinizde canlandırabilirsiniz). Survivorlarımızdan biri Showdown kısmında arslanla kapışırken kafasına, gövdesine, eline, ayağına ya da beline ağır bir darbe alırlarsa yere düşüyor. Yere düşen survivorımıza sıra, arslanın bir sonraki sırasından sonra geliyor. Yani doğal olarak survivorımız bir el kaybetmiş oluyor. Bunu önlemek için ayakta kalan diğer survivorlarımızdan biri, bir survival (hayatta kalma güdüsü) harcayıp yere düşen arkadaşına (ki bu arkadaş sağır değil ise, yani bizi duyuyor olması lazım) bağırarak onu encourage ediyor (Kalk yoksa aslan ağzımıza sı….., bu kısım yine hayal gücümüze kalmış) ve adamımız ayağa kalkıyor ve o el kendisi de saldırı yapabiliyor. Doğal olarak el kaybetmemiş oluyor.

 

Kingdom-Death-Monster-4

 

Oyunun üçüncü kısmı ise hunt kısmı. Bu kısımda avlayacağımız canavarımızı seçiyor ve ava gidiyoruz. (ilk zaman avlayacağımız tek monster White lion. Daha sonra campaign’in ilerleyen kısımlarında “Screaming Antelope” ve “Phoenix” de oynamaya açılıyor). Av sırasında başımıza çeşitli olaylar gelebiliyor. 0-100 arası başımıza gelecek olayları iki zar yardımıyla belirliyoruz.

 

Oyun genel olarak bu şekilde. Hunt’a gidiyoruz. Hunt kısmında avımızı bulduktan sonra onunla kapışıyoruz (showdown) ve daha sonra avımızdan koparabildiklerimizi yerleşim yerimize getiriyor (settlement) ve yeni teknolojiler üretiyoruz. Showdown dan sonra yerleşim yerimize geldiğimizde bu fener yığınındaki fenerlerden birinin söndüğünü görüyoruz. Böylelikle arada geçen bu üç kısımlık zamana bir fener yılı diyoruz. Oyunda zaman bu şekilde işliyor. Oyun toplam 30 fener yılından oluşuyor. İlerleyen kısımlarda bol bol sürpriz, kan, vahşet bizi bekliyor. Oyun gerçekten çok kasvetli ve brutal. Aslanın bir darbesiyle en sevdiğimiz survivor’ımızın kafası gözümüzün önünde patlayıp, kanı her tarafımıza sıçrayabiliyor. O yüzden karakterimize çok fazla bağlanmamız ve yerleşim yerimize döndükten sonra en az bir çocuk yapmamızda ve onu iyi bir savaşçı olarak eğitmemizde fayda var.

 

Kingdom-Death-Monster-5

 

 

Monsterların genelde üç seviyesi var. Level1, level2, level3 diye gidiyor. Avlayacağımız monsterın levelini ava çıkmadan biz belirliyoruz. Level seviyesi yükseldikçe monsterlar daha da güçleniyor ama bununla birlikte alacağımız ödüller de artıyor. Daha sonra monsterımızın level seviyesine göre kendi AI destesini oluşturuyor ve saldırı sırası monsterımıza geldiğinde destenin en üstündeki kartı seçip, orada yazılı olanları uyguluyoruz. Core game’de yukarıda belirttiğim gibi avlayacağımız toplam üç monsterımız (quarry) bulunuyor. Bunun yanında zaman zaman yerleşim yerimize gelip bizi avlayan nemesislerimiz de oluyor. Bunlar ise Butcher, The King’s Man, The Hand, The Watcher ve Gold Smoke Knight.

 

Replayability

 

 

Oyunun tekrar oynanabilirliği çok yüksek. Aynı aslanla 20 defa da karşılaşsak atacağımız zarlar, sahip olduğumuz armorlar, savaş stratejimiz, AI destesinin çeşitliliği ve randomizasyonu, HIT location destesindeki reaksiyonlar her savaşımızı bir öncekinden daha farklı kılıyor ve sürekli yeni sürprizlerle karşılaşabiliyoruz.

 

 

Oyun +18’lik bir oyun. Bazı modelleri çok açık ve nü olabiliyor. Penisi olan bir Sunstalker, bebek yüzlü Gorm (En sevdiğim modellerden biri oyundaki) vs. Oyunun yaratıcısı Poots’un, bu oyunu yaparken Berserk animesinden ilham aldığı söyleniyor. Oyundaki canavarlar ve oyunun atmosferi gerçekten Berserk animesini anımsatıyor. İzlemediyseniz onu da öneririm çok güzel bir animedir.

Oyun da şans faktörü de önemli. Çünkü kaderimiz atacağımız zarlar belirliyor ama dediğim gibi yapacağımız unlocklar ve geliştireceğimiz yeni teknolojiler sayesinde zarımızı, yabancıların değimiyle mitigate edebiliyoruz.

 

 

Kısaca söyleyebileceklerim bu kadar, spoiler vermemeye çalıştım elimden geldiğince. Daha da konuşurum ama spoilera girmek ve yormak istemem.

 

 

Son olarak, oyunun minyatürlerinden ve fiyatından bahsedecek olursak… Minyatürler çok kaliteli ve detaylı. Parçaları birleştirilmemiş geliyor ve sizin onları bir yapıştırıcı yardımıyla birleştirmeniz gerekiyor. Çok zor değil birleştirmesi ama biraz zaman alabiliyor, özellikle o küçük parçalar tam anlamıyla bir baş belası olabiliyor. Oyun, sitesinde 400 dolara satılıyor ve tüm dünyaya free shipping ile gönderiliyordu, şu an hala öyle mi emin değilim. Black Friday’de oyun ve expansionları epey bir indirime giriyor. BF’de en son 325 dolara düşmüştü, almak isterseniz BF’yi beklemek en iyisi.

 

 

İbrahim Karagöl

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Hizmet Koşulları Gizlilik Politikası

2020 BoardGameTürkiye.com